Bana müsaade… Başkasına adına utanmak çok yorucu

Ben, “Mehmet Şimşekçi” değilim…

Döviz faiz gibi “kağıt ekonomisinden” yana değilim…

Epeyce sıkıştırılan Erdoğan küresel piyasalara güven vermek için Mehmet Şimşek’e yine görev verdiğini bilmeyen yok sanırım. Bu konu üzerinde yazmayacağım. Konuyu şuraya getirmek istiyorum:

Erdoğan olmadığını görünce, vazgeçiyor.

Kılıçdaroğlu ise ne görüyor, ne de vazgeçiyor.

İkili arasında fark bu…

***

Günlerdir düşünüyorum:

Bunca başarısızlığa rağmen Kılıçdaroğlu niçin genel başkanlıktan çekilmiyor?

Bu derece taktiksel adımlar ile zorlamasının sebebi ne? Bazı satırlarımı “ayıp olur” diye sürekli siliyorum. Bir koltuğa-makama bu derece yapışmayı anlayamıyorum.

Madem bu kadar mevki sahibi olmak istiyordu, cumhurbaşkanlığına inatla aday olup, kendini niçin riske attı?

Samimi olarak yazıyorum, üzülüyorum. İleride neler olacağını, tarihe nasıl geçeceğini hiç düşünmüyor mu?

Bismark’ın sözüdür:

-Politika cambazlığına giren kişi, iradesine dikkat etmelidir; çünkü siyaset karakteri bozar!

İnanın Kılıçdaroğlu’nu tanıyamıyorum artık.

Bakınız:

Çıkar çatışmalarının alanı siyaset kurumu, özünde ahlâk yoğundur. Ve, dağıtılacak kaynağın olduğu her yerde yozlaşma riski kaçınılmazdır. Bu nedenle siyaset ile çıkarcılık günümüzde sıklıkla yan yana görülmektedir.

Siyasetle ahlâkı ayıranlar, ikisinden de bir şey anlamamışlar demektir. İşte bunu bildiğinden Kılıçdaroğlu koltuğunu korumak için “yerel seçim kartını” açmadı mı?

Yani diyor ki, “yerel seçim ulufesi dağıtarak koltuğumda otururum!”

Yani diyor ki, “siyaset aracılığıyla çıkarına kavuşmak isteyenler beni desteklesin.”

Yani diyor ki, “Ben bedel ödemem.”

Baksanıza:

Onca başarısızlığa rağmen CHP’de suskunluk sarmalı var. Hemen her konuda çekinmeden konuşanlar, “her türlü itirazın üssü” parti, Kılıçdaroğlu’nun koltuğa yapışması konusunda suskun. Kılıçdaroğlu’nun tüm enerjisini önce cumhurbaşkanlığı adaylığına ve şimdi de makamı vermemeye harcadığını kimse görmüyor mu?

Ne diyeyim artık, ne yazayım. Utanmak dışında elden ne gelir? Siyasi gücü ellerinde tutanlar bilgeliği sevene kadar bu sorunlar bitmeyecek!

***

Düşünüyorum da:

Yoksa, yanılıyor muyum?

Yoksa, mesele hiç kişisel değil mi?

Yoksa, koltuğa yapışma salt bir strateji mi? Altında gizli bir emel/istek mi var? Nedir bu siyasal kurnazlığın amacı?

Başta Almanya olmak üzere Batı merkezli CHP-HDP ittifakı mı kuruluyor? Bu üstü örtülü bu politik stratejiyle Aleviler, PKK gölgesindeki HDP saflarıyla buluşturulacak? “Alevi videosunun” derin anlamını yazdım bu köşede…

Bugünlerde HDP’de neler olduğunu takip ediyor musunuz: Kandil’in son videolarını, Demirtaş’ın istifa çıkışını, HDP eş başkanlarının istifa demeçlerini, partinin bölüneceğine dair haberleri vs. Başka olgular yok mu? Neyse, neyse…

***

Bir kez daha anladım ki:

Siyasette yükselmenin sırrı, kanaatkâr görünüp muhteris olmak!

Yakınınızdaki siyasilerde bunu görmek, buna katlanmak ve onlar adına utanmak inanın çok yıpratıcı.

Kendi mahallemdeki yalan üzerine inşa edilmiş aldatıcı politikalara ve kurnaz politikacılara tanıklık etmek ruhumu yordu. Son seçim sürecinden bitkin düştüm. Asılsız sözlere, sahte yüzlere katlanmak gerçekten ıstırap verici.

Baksanıza: CHP’deki tepkisizliğe ne demeli? Milyonlar kaygıyla-korkuyla oy verdi, umut besledi. İnsanlar “kesin kazanıyoruz” diye aldatıldı. Seçimden sonra yönetimden tek kişi bile özür dilemedi. Hiç mi birinizin sorumluluğu yok büyük kaybedişte? Bu nasıl aymazlıktır?

Artık yazmak istemiyorum, çünkü kavga etmek istemiyorum.

Kuşkusuz yorgunluk geçer, kızgınlık geçer ama kırgınlığımın geçeceğini hiç sanmıyorum.

Bana bir süre müsaade edin. Umarım bayramdan sonra görüşürüz.

Ve sizler de büyük oyunu görün lütfen.

Soner Yalçın

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir